Kategoriler
Manuel Terapi

Biyo-Psiko-Sosyal Model

Her branşta olduğu gibi tıp alanında da hasta muayenesi ile başlayan, tanı koymaya yarayan, tedavi planını oluşturan ve sonuçları değerlendiren süreçlerde kullanılan belli protokoller vardır. Bu protokoller, bazı konseptlerin etkisiyle zaman içerisinde değişmiştir. Toplumlar ve yaşayış şekilleri, fiziksel ve teknolojik imkanlar bu değişimleri zorunlu kılmıştır. Yazımda size bu konseptleri anlatmak istiyorum. Söz konusu konseptler; sadece Fizyo-Terapiye ihtiyacı olan değil, tüm hastaların teşhis ve tedavileri açısından çok önemlidir.

Tıp eğitiminde, daha önce Biyo-Medikal Konsept hakimdi; şimdi ise Biyo-Psiko-Sosyal model öğretilmektedir.

Biyo-Medikal model, hastalıkların hücre yapısının bozulması veya hastalanması sonucunda oluştuğunu kabul eder. Bu model, hastalıkları hücresel ve kimyasal dengesizliklere dayandırarak açıklamaktadır. Hastalıklarda sosyal ve psikolojik hiçbir rol tanımlamamaktadır. Ancak ilerleyen zamanlarda Biyo-Medikal model yetersiz kalmaya başlamıştır. Çünkü, “Biz İnsanız”. Yazılarımda en çok vurguladığım cümle bu, “BİZ İNSANIZ”; bulunduğumuz ortam ve hücresel seviyede adaptasyon ve kompansasyon mekanizmalarına sahip bir varlığız. Tedavi yapan ekibe ve fiziki şartlara karşı tutum ve davranışlarımız olacaktır; aynı şekilde tedavi ekibinin de bize karşı tutum ve davranışları olacaktır. Bu davranışlar sonrasında oluşan algı ve yorumlar bizi sağlıklı bir seviyeye götürebilirken, bazen de negatif bir etki yaratabilmektedir. Örnek verecek olursam; fiziki şartların steril olmadığını düşündüğünüz bir ortamda iğne olmak sizi ne kadar iyileştirebilir? Muayene olduğunuz dermatolog kolunuzda kaşınan bölgeyi görmeden ve oturduğu masadan kalkmadan; bir krem yazdığı zaman, bu tedavi sizi ne kadar rahatlatabilir? O krem gerçekten sizi tedavi edecek unsur bile olsa size yeteri kadar katkı sağlayamaz. Çünkü sizin aklınızda sürekli şu düşünce hakim olacak, “Beni anlamadı, kolumda ne var görmedi bile, insan kalkıp iki saniye bakar!”.

Biyo-Psiko-Sosyal Rehabilitasyon, benim tedavilerim sırasında kullandığım konsepttir. Fizyo-Terapiyi ve Manuel Terapiyi bir adım öne taşıyan en önemli konsept budur. Tedaviye başlamadan önce amacım olan “Hastamı Anlamak” konusunda en önemli yoldaşımdır. Hasta bazlı kalmakta ve yaşamın en önemli bölümü olan günlük yaşam aktivitelerinin iyileşmesini hedeflemektedir. İlk etapta doktora başvurma sebebimiz ağrı hissetmek bile olsa, bazen ağrıya rağmen hayata devam etmeyi tercih ediyoruz. Ne zaman ki ağrı günlük yaşamımızı etkilemeye başlıyor, o zaman bir çözüm arayışına giriyoruz. “Aslında ağrı olmasına rağmen derslere devam edebiliyordum, şimdi ağrıdan kolumu kaldırıp tahtaya iki kelime yazamaz hale geldim, iyice yırttım galiba.” cümlesini her zaman duyuyorum J İnsan için de en önemli nokta bu değil mi zaten? Biz yaşadığımız anda fonksiyonel olarak iyi olmayı isteriz. Bir yerden bir yere hareket etmek istediğimiz zaman eylemi yerine getirebilmek bize yeter. Bazı insanlar kolunu kaldırırken sadece iki saniye süren bir ağrı ile bile doktora başvururken, bazıları da iyice yırttım diyene kadar gelmiyor. Bunların arasındaki farkın mekanik veya hücresel düzeyde bir hasar olmadığı kesin. Tam da bu noktada psikolojik ve sosyal‑çevresel faktörler devreye giriyor. Konuyu biraz daha açmak istiyorum. Dünya Sağlık Örgütü, sağlık kelimesini bireyin vücudunda hastalık ve sakatlık olmaması” olarak değil, kişinin bedenen, ruhen ve sosyal yönden tam bir iyilik halinde olması olarak ifade etmektedir. Sağlıklı olmak için tanımlanan iyilik halinde olma ifadesi her birey için farklı olacaktır. Herkesin kendini iyi hissetme hali birbirinden oldukça farklıdır. Hastamızın tanısı; iç menisküs evre 3 yırtık olsun ve ameliyat ile temizlenmiş olsun. Hastanın demografik ve antropometrik olarak hiçbir faktörüne ihtiyaç olmadan ve bakılmaksızın bu ameliyat mekanik olarak aynı şekilde yapılır. Ancak bazı hastalar diz ameliyatı sonrasında ameliyatlı bacağı ile 50 kilogram kaldırabildiği zaman sağlıklıyım diyebilirken, kimi de merdiven inip çıkarken ağrımasın bana yeter diyebilmektedir. Aslında istekler aynı semptomlar ve tanıya bağlı olarak gelişse ve aynı mekanik ameliyat yapılsa bile sonucu kişi belirleyecektir. Ameliyat biyo-medikal (mekanik) olarak her ikisinde de %100 başarılı bile olsa, ancak hastanın iyi olma hali ve beklentilerine ulaşabilirse gerçek anlamda başarılı olacaktır. İki konsept arasındaki fark budur. Biri mekanik başarı isterken, diğeri gerçek başarıyı ister. Çünkü insan tedavisi yapıyoruz. İnsanı iyileştirmeliyiz, dizini değil.

Wilson ve Cleary’nin tanımladığı modelin şematiğe edilmiş hali aşağıdaki gibidir.



Şematiğe edilmiş hali bir örnek ile açıklamak anlaşılırlığını artıracaktır. Aşağıda yer alan örnek bir yaralanma üzerinden anlatmak istiyorum. İlk kısım, bu yaralanma kimin başına gelirse gelsin aynı olacaktır. İkinci kısım ise değişiklik gösterebilecektir; çünkü “Biz İnsanız”, her zaman oluşan bu hislere karşı farklı davranış sergileyebiliriz.

  • Biyolojik Değişiklik:
    • Doku yaralanması oluşmuş, kas yırtığı olduğunu varsayalım.
  • Sepmtom Durumu:
    • Hasarlı dokuya bağlı olarak hissettiğimiz hisler: ağrı, şişlik, hareket ile artan batıcı ağrı, dokunulduğu zaman hissedilen bir boşluk (Uzman kişi tarafından hissedilir.)
  • Fonksiyonel Durum:
    • Hareket sırasında batıcı ağrı oluşmasından dolayı, hareket etmekten kaçınma.
  • Genel Sağlık Algısı:
    • Kaslarımda bir sorun var sanırım, neden yırtıldı?
  • Genel Yaşam Kalitesi:
    • Hastanın düzenli olarak işe gidemeyeceğini ve aktivitelerine devam edemeyeceğini düşünmesi.

Bu kısımda standart hisleri yazdım. Çevresel ve kişisel faktörlerin etkisinden biraz bahsedelim:

  • Semptomlar yaralanma tipi için standart bile olsa, ağrı hissinin kişide başlattığı endişe farklı seviyelerde olacaktır. Geçmişte aynı yaralanma ile karşılaşmış olması hastayı kesin bir şekilde etkileyecektir. Kimi hasta, “Kasımda bir yırtık oluştu o yüzden biraz ağrı ve şişlik var yürürken der batıyor.” derken; bazı hastalar, “Kasım çok kötü durumda, hem ağrıyor, hem şişti, hem de yürürken batıyor, burada kesin kötü bir şey var.” diyebiliyor.
  • Bazı hastalar, bölgeyi korumak için kullanmadan başka yerlerden kompanse ederek hareket etmeye devam ederken; bazı hastalar, her şeyden elini çekip yatmayı ve hiç hareket etmemeyi tercih ediyor.
  • Belirli bir süre devam etmesi gereken tedavi için ve travma sonucu gelişmiş bir yaralanma için genel sağlık durumunun çok çok kötü olduğunu düşünen hastalar var.
  • Bazı hastalar günlük yaşamına normale yakın devam edebilirken, bazıları için günlük yaşam çekilmez hale gelebilmektedir.

Bu kısımda kişisel faktörlere biraz değindim. Bir de üstüne çevresel faktörleri ve çevremizdeki insanları eklediğimiz zaman basit bir kas yırtığı bile çok büyüyebiliyor. Mesela, söz konusu kişi çalışmak ve evini geçindirmek zorunda ancak yaralanma yüzünden işe gidemiyor. Ya da sporcu transfer etmek isteyen menajerlerin izlemek istediği maça kas yırtığı yüzünden çıkamıyor.

Bu ve benzeri örnekleri çoğaltmak mümkün. Temelde her yaralanma sonucunda oluşan belli semptomlar ve hareket kısıtlılıkları olacaktır. Bunlar yaralanmanın doğal fizyolojik süreçleridir. Altında yatan sebep veya sebepler her ne olursa olsun, bu normal fizyolojik doğal süreçlerin seyrini değiştirecek kişisel ve çevresel faktörleri elemine etmeliyiz. Herkes kendi günlük yaşam kalitesini en iyi seviyede tutmak için çalışır. Yaralanmalar veya diğer faktörler buna engel olmasın. Bu faktörleri değiştirecek güç kendi elimizde, yeter ki farkında olalım.