Hakkımda

“İnsanlar benimle konuşurken ne kadar rahatlıklarından bahsederler, bunu çıraklık dönemi deneyimlerime borçlu olduğumu düşünüyorum.”

Çıraklık dönemim bana parayla satın alınamayacak bilgileri kazandırarak beni oldukça teşvik ettiği bir dönemdir. Bu dönem yeni hayata atılmış bir delikanlıyı hem incitir hem de incindiği yerleri onarmak için güçlendirir ve yeniden devam etmek için cesaretlendirir. İnsanlar benimle konuşurken ne kadar rahatlıklarından bahsederler, bunu çıraklık dönemi deneyimlerime borçlu olduğumu düşünüyorum. Hastalarım bana her konuda güvenirler bu beni çok gururlandırır çünkü güven benim için nefes almak kadar önemlidir. İyi iletişim kurmak, konuşmak ve konuşturmak, sözcüklerle dokunmak hastalarımla inşa ettiğim ilişkinin temelleridir.

“Çok iyi anlatıyorsun, bunu başkalarına da öğretmelisin.” dediler.

Herkesin hayatında kişisel hedefleri vardır. Benim kişisel hedefim de eğitimcilik üzerine olmuştu. Kendimi zaman zaman bir kürsüde ya da elimde anatomi haritası öğrencilerime ders anlatırken hayal ederken bulurdum. Hayallerim beni onları gerçekleştirmem için hep cesaretlendirdi ama en büyük cesareti dışarıdan gelen yorumlarla aldım.

Kliniğimize dönemsel olarak gelen stajyerlere farkında olmadan her şeyi anlatırım, onlara kendi methodlarımı gösterir ve anladıklarından emin olana kadar farklı yollarla uygulamalar yaptırırım. Stajyerlerle çalıştığımı gören herkesin “Çok güzel anlatıyorsun. Bunu başkalarına da öğretmelisin.” demesi benim eğitimcilik yönümü keşfetmem ve bunun üzerine yoğunlaşmamı sağlamda büyük rol oynamıştır. Eğitim beni çok heyecanlandıran bir durum. Öğrenmeyi ve öğrendiklerimi başkalarına aktarmayı çok seviyorum.

“Eskiden fizyoterapi meslek bilinirliği yoktu fakat ben çok sevdiğimi, aynı zamanda da becerikli olduğumu keşfetmiştim.”

Benim eğitim dönemlerimde fizyoterapist mesleği çok yaygın değildi ve bilinirliği yoktu. İnsan vücudu anatomisini öğrenmek benim hayalimdi. Çocukken bir çok arkadaşım Tom ve Jerry izlerken ben Hücreler adı ile belgesel tadında çizgi filmin yayınlanmasını dört gözle beklerdim. Fizyoterapiyi 2003 yılında kazandım ve üniversitede de aynı kariyer hedefimde devam ettim. Fizyoterapi hem sevdiğim hem kendimi becerikli hissettiğim bir uzmanlık alanıydı benim için. Hala aynı duyguları hissederim.

Mezun olduktan sonra ilk hedefim spor kulüplerinde çalışmaktı. Sporcu ile yapılan çalışmalarda hızlı geri dönüşler alıyorsunuz ve bu geri dönüş sizi heyecanlandırıyor. Örneğin nörolojik hastalık grubu içerisinde yer alan felçli hastalar üzerinde yapılan fonksiyon kazanım seanslarının başarıya ulaşması 2 yılı bulurken, sporcular üzerinde hedeflenen başarıya sadece 2 ayda ulaşabilirsiniz. Çözüm üretmeyi seven ve hızlı reaksiyon ile motive olabilen bir kişiliğim vardı ve bu nedenle ilk kariyer planlamamı spor kulüpleri üzerinde hayata geçirip, hızlı sonuçlar elde ediyordum.

"Ben hemen sonuçları görmek istiyordum ve Gençlerbirliği Spor Kulübü’nün fizyoterapistliğini yaptım"

“10 yıllık kariyer hedefimin 10. Yılında klinik açmak vardı. 1 yıllık sapma ile hedefimi gerçekleştirdim.”

Profesyonel hayatı tecrübe etmeye başladığımda kendime 10 yıllık bir kariyer planlaması hazırlamıştım. Bu 10 yılın sonundaki hedefim kendi kliniğimi açmaktı ve 1,5 yıllık sapma ile kariyer hedefimi gerçekleştirdim, bu beni her zaman motive eder.

Bu 10 yılın içinde çok tecrübe edindim. Hep sporcu ile ya da hep aynı branş hastalıklar üzerine çalışmak bana yeni birşeyler öğretmiyordu, ben de yeni kulüpler, yeni klinikler denedim. Farklı hastalıklar üzerine çalıştım, uzmanlaştım.

Kaan ile tanışmam 2012 yılında Kaan’ın yanıma stajyer olarak gelmesiyle başladı. Onunla çalışmaya başladığımızda zıt yönleri olan iki karakter bir araya geldiğinde sorunları çok iyi çözebilen iki çetin ikiliye dönüşmüştü. Temelde iyi anlaşmak için tek bir odak noktamız vardı; o da işti ve birlikte bir klinik açmaya karar verdik. Bu kararımızdan hala ilk günkü gibi büyük mutluluk duyuyorum. Kliniğimizde yakaladığımız yüksek enerji, hastalarimla olan iletişimim, aldığım olumlu geri dönüşler beni yaşamsal olarak yüksek derecede motive olmamı sağlar.

“Kaan Akın ile çalışma disiplinine bakış açımız, işimize olan tutkumuz ve İnsan odaklı olmamız beraber çalışmaya karar vermemizde büyük rol oynamıştır.”

Bazen benzer yaşam ve iş koşulları, benzer sıkıntılar veya problemler sizi bir kişiyle uyumlu çalışma ortamı ve iyi bir dostluk kurmanızı sağlar. İşte bizim de Kaan ile çalışmaya başlamaya karar vermemiz bu şekilde gelişti. Kaan da, ben de, o dönemlerde temel olarak yapmak istediğimiz tedavi yöntemlerini özgürce uygulayamazdık fakat işimize olan tutkumuz çok yüksekti. Kendi methodlarımızla uygulama özgürlüğünü Kaan ile Fizyoritim çatısı altında ortak bir klinik ve terapi merkezi açarak yakalamış olduk.

Aynı Çatı altında birleşme döneminde belirli analizler yapmıştım; hedeflerimizi ve güçlü yönlerimizi ortaya koyduğumuzda ikimiz de insanı bütünsel olarak değerlendiriyor, özel hissettirmeyi amaçlıyor ve bunları iş ve hizmet modeli haline getirmek istiyorduk. Karşımızdaki kişiyi her zaman birey olarak görüp, empati yaparak ilerlemek ve buna uygun hizmetlerimizi vermek bizim misyonumuzdu. Biz işimizde en çok insana yatırım yapmayı severiz ve bunu benimseriz. Meslek hayatımız boyunca çok güzel insanlarla karşılaştık ve karşılaşmaya da devam ediyoruz; onlara yeri geldiğinde bir aile, yeri geldiğinde bir arkadaşız.

"Her sabah kliniğe gelmek benim için bir etkinliğe katılmak kadar heyecan vericidir.”

Evet ben bir işkoliğim. Ama işim benim için aynı zamanda ikinci evim gibidir. Çalışanlarımı ve hastalarımı bir ailenin parçası olarak görürüm ve onlar da bu rahatlığı ve konforu hissederek gelirler kliniğimize. Bu benim için o kadar önemlidir ki böylece ben aslında iş yapmıyor hayattan zevk almış oluyorum. Her sabah kliniğe gelmek benim için özel bir etkinliğe katılmak kadar heyecan verici ve bu sayede benim hayatım hiçbir zaman monoton bir hayat değildir. Her sabah kalktığımda, hiçbirşeye özenmediğim kadar özenerek kıyafetimi seçer ve işe gitmek için hazırlanırım. Bu durum benim için yıllardır süregelen ve değişmeyen keyifli bir rutin haline gelmiştir.

“İyi bir izleyici ve gözlemciyim. Hastaların psikolojik olarak içinde bulunduklari baskıyı gözlemler tedavi planını ona uygun ilerletirim.”

Benim hayatımın merkezine aldığım özelliğim iyi bir izleyici olmam. İşim her ne kadar insan anatomisi üzerine ilerliyor olsa da duyguların anatomiye verdiği etkiyi gözardı etmek büyük hata olurdu. İnsan anatomisi psikoloji ile birlikte aynı çarklının zinciri olarak ilerler. Bu sebeple hastalarımla tedaviye başlamadan önce onları izlerim. Duygular ve reaksiyonlar hastalığın ilerleyiş biçimlerini en çıplak hali ile ele veren temel reflekslerdir.

Örneğin korktuğunuzda sırtınız kasılır. Bu normal bir reaksiyondur. Birşey düşündüğünüzde korkarsanız yine sırtınız kasılır. Bu defa kasılma ortada fiziksel bir gerçeklik yokken meydana gelir ve bu durum sağlıklı yaşam için büyük bir tehdit oluşturur. Hayatınıza farketmeden blokajlar koymanıza sebep olur. Sırtınızın çok çalıştıktan sonra kasılması veya ağrıması mümkün ve muhtemeldir. “Ben çalışamıyorum, çalıştığımda sırtım ağrıyor.” diyorsanız bu bir blokajdır: Sizin hayat ile çalışmanız arasına koyduğunuz büyük bir blokaj. Gerçekten çalışınca mı sırtınız ağrıyor?

“Duyguları yönetme sanatı ile tedavi yapabilmenin yolları için çalışma başlattık.”

Çocuklar zaman ve mekan kavramının farkında değillerdir. Bu yüzden yaşadıkları anı olduğu gibi yaşarlar. Yetişkinler ise; olaylara tepki verirken bilinç altında birden fazla bakış açısı barındırırlar. Bu yüzden yetişkinler aslında farkında olmadan her anlarında sosyal sıkıntılarını, günlük problemlerini de bilinçlerinde sürekli barındırarak yarınlarını planlayıp, dünleri hakkında değerlendirme yaparak geçmişten kalan duygusal kodlarıyla birlikte anı yaşamaya çalışırlar. Bu durumda şunu rahatlıkla söyleyebilirim ki çocuklardan farklı olarak bizler yetişkinler olarak aslında anı maalesef yaşamıyor, sadece zaman geçiriyoruz.Çocuklarda oluşan refleks ve reaksiyonlar tamamen anı yaşamak üzerine kurulu, duygusal bir etkileşim içine girmiyorlar. Bu muazzam bir gerçek. Örneğin inşaat sahasında 3. Kattan aşağıya kum tepesi üzerine atlamak üzere olan bir çocuk sadece atlar. Oysa ki bir yetişkin atlamadan önce korkularıyla yüzleşir, vücudu gerilir, kasılır, terlemeye başlar, kalp atışı hızlanır. İşte bu gibi durumları ele aldığımızda duyguları yönetme sanatı ile tedavi yapabilmenin yolları için çalışmalar başlatmaya karar verdik.

Çocuk ruhuna sahip olmak, saf ruh olabilmek apayrı bir konu. Bizler günlük hayatta karşılaştığımız standart fiziksel reaksiyonlara karşı verilen duygusal tepkilerin kölesiyiz. Bunları ayrıştırmayı başarabildiğimiz o an, saf ruha sahip olabilir ve hayat ile aramıza koyduğumuz duygusal blokajları kaldırabiliriz. İşte bu temel bilgiden yola çıkarak Emotion Release adı altında manuel terapi uyguluyoruz. Bu manuel terapi ile amacımız duygusal kodlamaları fiziksel tepki ve reaksiyonlarla birleştirmeden ilerlemeyi sağlayabilmek.

Çalışmalarımız tamamen zihin ve duygular üzerine kurulu. Kişisel kodları kırabilmenin yolunu araştırıyor ve bu tedaviyi uygulayabilmenin methodları üzerinde çalışmalar yapıyoruz. Mesleki tutkum ve hedefim bu tedaviyi herkes için uygulanabilir hale getirebilmek ve manuel terapi ile bir bütün olarak uygulayarak duygusal kodlamalar ile yarattığımız blokajları ve bunun olumsuz etkilerini kaldırabilmektir.

“Emotion release manuel terapi diye bir konsept kurdum.”

RANDEVU AL